Tersane-i Amire

Osmanlı'dan Günümüze Tersane-i Amire

Yükseliş döneminde, 3 kıtada 5 milyon 200 bin kilometrekarelik alana hükmeden ve 600 yıl varlığını sürdüren dünya tarihinin en büyük imparatorluklarından olan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu gücüne erişmesinde ve korumasında, şüphesiz ki, bulunduğu coğrafyada kurduğu deniz üstünlüğü de önemli rol oynadı. Osmanlı deniz filosunu oluşturan Baştarda, Mavna ve Kadırga gibi kürekli gemiler, Şayka, Şahtur ve Kancabaş gibi ince donanma gemileri, Çekeleve, Çamlıca gibi nakliye gemileri, at Kayığı, Ateş Kayığı gibi donanmaya eşlik eden kayıklar ile Göke, Barça, Ağribar ve Kalyon gibi yelkenli gemilerin inşa edildiği Haliç’te yer alan Tersane-i Amire’nin kuruluşu Osmanlı İmparatoru Fatih Sultan Mehmed dönemine dayanıyor.

Tersane-i Amire’nin gelişmesi ve yaygınlaşması ise Osmanlı İmparatoru Yavuz Sultan döneminde oldu.

Tersane-i Amire’nin kuruluşunda; ekonomisi belli bir döneme kadar savaşa ve savaşın kazanımlarına bağlı olan Osmanlı Devleti’nin karada olduğu kadar, denizlerde de egemenlik kurma mücadelesi vermesi belirleyici oldu. Yeni fethedilen toprakların korunması ve savunulmasının yanında, güçlü bir donanmaya duyulan gereksinim de yerli tersanenin varlığına ihtiyaç duyuruyordu. Duraklama dönemiyle birlikte; Osmanlı Devleti’nde yeni topraklar edinmenin güçleşmesi ve toprak kayıplarının sonucunda, savunma amaçlı kullanılan deniz gücü savunma amacıyla kullanılmaya başlandı. Bu durum, Osmanlı Devleti’nde deniz gücü olan Bahriye’nin, gereksinim duyduğu gemilerin ve diğer deniz taşıtlarının, yerli tersanelerde inşa edilmesini yaygınlaştırdı.

Kasımpaşa’dan Hasköy yönüne doğru kurulan Haliç Tersaneleri, Kasımpaşa deresinden başlayarak Cami altı meydanına kadar uzayan alanda Haliç, Cami Altı, Taş Kızak ve Hasköy tersaneleri olarak şekillendi. Tersane-i Amire, Osmanlı İmparatorluğu’nun deniz gücüne yeni gemiler katarak, İmparatorluğun gemi inşa alanında güvencesi oldu.

Tersane-i Amire’nin tarihi zaferlerinden biri, 1571 yılında gerçekleşen İnebahtı Deniz Savaşı’nda yakılan ve yok edilen Osmanlı donanmasının, beş ay içerisinde, 150’den fazla kadırga inşa ederek yeniden kurulmasını sağlaması oldu.



İstanbul Tersanesi

Diğer bir ismiyle İstanbul Tersanesi olan Tersane-i Amire, Osmanlı Devleti’nin yıkılış dönemine denk gelen 1913 yılına ulaşıldığında, bölünmeye başladı. Savaşın da etkisiyle, bugün Taş Kızak Tersanesi olarak bilinen tersane, donanmaya bırakılırken, Haliç ve Cami altı bölümleri, kurulan İnşaat-ı Bahriye Şirketi Osmaniye adlı şirkete devredildi. Cumhuriyet’ in ilan edildikten bir yıl sonra, Tersane-i Amire, Atatürk’ ün emriyle Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi’ne bağlanırken, 1 Temmuz 1933 tarihinde kurulan fabrika ile havuzlar bünyesinde yer alan tersanenin yenilenme ve modernleşme çalışmaları kapsamında, kuru havuzların onarılması, mekanik aletlerin yenilenmesi ve yeni aletlerin alımı sağlandı.

Daha sonra, çeşitli evrelerden geçen tersaneler, 1 Mart 1952 yılında kurulan Denizcilik Bankası T.A.O.´ya bağlanırken, 70 ve 80 metre boyunda inşa edilen gemi inşa kızaklarıyla, tersanenin yeni gemi inşa yeteneği artırıldı.



6 Asırlık Geçmiş

1983 yılında Türkiye Denizcilik Kurumu’na devredilen tersaneler, 8 Haziran 1984 tarihinde ise, Türkiye Gemi Sanayi A.Ş. bünyesine alınırken, Türkiye Gemi Sanayi A.Ş. ise, 10 Ağustos 1993 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsamına alındı. 14 Mayıs 2002 yılında da tüzel kişiliği sona erdirilen Türkiye Gemi Sanayi A.Ş., Türkiye Denizcilik A.Ş. ile birleştirildi.

Özelleştirme beklentisi içerisinde, yıllarca yatırım yapılamadığı için alt yapı açısından oldukça yetersiz duruma gelen Haliç Tersanesi, 2005 yılında Şehir Hatları’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmesinin ardından, TDİ ile yapılan protokolle İDO’ ya tahsis edildi.

İDO döneminde uğradığı yenileme çalışmaları sonucunda, Haliç Tersanesi’nde tarihi taş havuzlar, kapak ve köprü sistemleri çalıştırılabilir duruma getirilirken, havuzlardaki suyun tahliye pompa merkezi alt yapısıyla bakımı yapıldı. Tüm tersane sahasıyla ilgili elektrik aydınlatma, yangın devresi, güvenlik gözetim sistemleri baştan aşağı yenilenerek modern lojistik merkezi kuruldu. Tersane yönetim binası yenilendi ve faaliyete alındı. Eski dökümhane atölyesi, yüksek süratli teknelerin makine bakımlarının yapıldığı bir merkeze dönüştürüldü. 1989 yılından bu yana kullanılmayan kızak sahası düzenlendi ve 20 aradan sonra 3 adet Haliç Gemisi bu kızaklarda inşa edildi. Tersane 70 dönümlük sahasıyla birlikte, 1 Ekim 2010 tarihinden itibaren, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden Şehir Hatları A.Ş.’ ye tahsis edildi.

Şehir Hatları A.Ş.’nin genel müdürlüğünün de bulunduğu Haliç Tersanesi, yaklaşık 6 asırlık geçmişe sahip ve Osmanlı İmparatorluğu ayrıca Türkiye Cumhuriyeti tarihine iz bırakan gemi inşa çalışmalarını bugün de sürdürüyor. Haliç Tersanelerinde günümüzde, yolcu vapurları ile yolcu teknelerinin tamiratları gerçekleştirilirken, havuz bakımları yapılıyor.


Kuru Havuzlar

18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başlarından itibaren, Sultan II. Mahmut’un öncülüğünde, devlet bürokrasisi, bilim teknik, toplumsal yaşam alanında köklü değişiklikler geçiren ve batılılaşma süreci yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’nun Deniz Kuvvetleri’nde de önemli reformlar gerçekleşti. Reformlardan biri de Haliç Tersanesi’nde kuru havuzların inşa edilmesi oldu.

Tarihe mal olmuş Haliç Tersanesi’nde, bugün de aynı şekilde kullanıldığı gibi numaraları Azapkapı’dan Kasımpaşa’ ya doğru sırasıyla 1,2,3 olarak verilerek isimlendirilen 18. ve 19. yüzyıllarda inşa edilmiş üç adet kuru havuz, halen yolcu ve araba vapurlarının bakım, onarım ve havuzlama işlemlerinde kullanılıyor.

Haliç’ in kuzey sahilinde inşa edilen kuru havuzlar, Haliç Alibey ve Kâğıthane derelerinin döküldüğü yer ile Marmara Denizi arasında yaklaşık 8 kilometre uzunlukta bulunuyor. Yüzyıllardan itibaren Alibey ve Kâğıthane dereleri ve Haliç’ e akan diğer derelerin getirdikleri alüvyonlar ile ve yapay olarak da şehir artıkları ile dolduğu için kıyı hattı zamanla değişen Haliç’in derinliği, kuru havuzların yakınlarında, 20-42 metre arasında değişiyor.

Ana kayasının eğimli olması ve yapay dolguların eklenmesiyle oluşan yumuşak tortul tabakaların, kıyılarında önemli geoteknik sorunlara yol açtığı Haliç’te, çok derinliklerdeki anakaya grovak killişistler üzerinde kalın tabii ve yapay dolgular bulunuyor. 1938 yılında Haliç’le ilgili hazırlanmış bir raporda, Haliç Tersanesi’nde toplam uzunluğu 480 metre olan yüzeysel temelli kargir rıhtım duvarlarının, yalnızca üçte birinin hasar görmediği belirtiliyordu. Haliç Tersanesi’ndeki kuru havuzlar ise, kara tarafında ana kaya üzerine sorunlu Haliç dolgularından etkilenmeyecek şekilde inşa edilmişti.

1 No’lu Kuru Havuz: 109 metre boy, 22,20 metre genişlik, 10,5 metre derinlik
2 No’lu Kuru Havuz: 81.5 metre boy, 17.80 metre genişlik, 9,86 metre derinlik
3 No’lu Kuru Havuz: 151.05 metre boy, 19 metre genişlik, 9 metre derinlik



18. Yüzyılda İnşa Edilen 3 No'lu Kuru Havuz (1796-1799)

XVIII. yüzyıl sonlarında, Haliç Tersanesi’nde gemilerin bakımı için bir kuru havuz yapımı kararlaştırılarak, İstanbul’ da bulunan Fransız ve İsveçli mühendislerden teklifler alındı. Mühendisler, kuru havuz projelerini ve inşaat tekniklerini açıklayan raporlarını hazırlayarak, Osmanlı Devleti yetkililerine sundu.

1774-1777 yıllarında Toulon’ da Gorignard tarafından uygulanan sistemi öneren Fransız mühendisler, kuru havuz mahallini tarakla temizleyip, su altında rastlanabilecek kaya ve taşları parçalayarak zemini düzelttikten sonra, kuru havuzu büyük bir ahşap keson içerisinde inşa edeceklerini bildirdi. Gorignard tarafından uygulanan sistemde, 100x30x11 metre boyutlarındaki ahşap keson içine taş ve su doldurularak batırılmış ve su boşaltıldıktan sonra, kuru havuz keson içinde inşa edilmişti. İnşaatın tamamlanmasının ardından, kuru havuz duvarlarında oluşan çatlaklardan suların sızması ise çeşitli girişimlerin sonucunda, su altında puzolan betonu dökülerek önlenmişti.

İsveçli mühendisler ise deniz tarafına palplanş perde çakılması ve suyun sürekli tahliye edilmesiyle, toprak hafriyatını ve inşaatı, kuru inşaat çukuru içinde yapacaklarını bildirdi.

Haliç Tersanesi’nde kuru havuz inşaatı ile ilgili olarak, teknik adamların görüşleri de İsveç tekniğinin daha uygun olduğu yolundaydı. Böylece ihale, İsveçli mühendislere verildi. Fransız kuru havuz projesinin uygulama maliyetinin, İsveç projesinin uygulama maliyetinin yaklaşık iki katı olması da ihalenin İsveçli mühendislere verilmesinde önemli bir rol oynadı.

İsveçli başmühendis A. E. Rhode öncülüğünde İsveçli mühendisler, suyun boşaltılabildiği 18x18x10,5 metre ölçeğinde muayene kuyuları açarak, kuru havuzun inşa edilebileceği kesin mahalli tespit etti. Böylece, Başmühendis A. E. Rhode öncülüğündeki İsveçli mühendisler ve teknik adamlar ile Osmanlı teknik adamlarıyla kurulan kadro, inşaata 1796 yılında başladı.

Yapım çalışmaları sırasında, Haliç Tersanesi’nde kuru havuz mahallinin önü tarakla temizlenirken, deniz suyunun inşaat çukuruna dolmasını önlemek için kıyıya ahşap palplanş perde çakıldı. Kuru havuz inşaat mahalli, 37,5 x 75,0 metre boyutlarında ve 10,50 metre derinliğinde kazılırken, su sürekli boşaltılarak, inşaat, yan duvarları iksalarla tutulan kuru inşaat çukurunda yapıldı.

Kargir olarak inşa edilen kuru havuz inşaatında, İstanbul Boğazı’ndaki taş ocaklarından çıkartılan mavi devonien kalkerleri kullanılırken, taşların örülmesinde su altında sertleşme özelliği olan ve İtalya’dan getirtilen, su altında setleşme özelliği olan ve puzolan (vokanik kül) ile kireç karışımından oluşan puzolan harcı uygulandı. Havuz tabanı, 0,75 metre kalınlıkta oluşturulurken, taşla kaplandı. Yan duvarları ise içe doğru basamaklı halde inşa edilen kuru havuz, 1799 yılında tamamlandı.

Osmanlı Devleti, kuru havuz inşaatını gerçekleştiren Tersane Mühendisi Rhode, Gemi Mühendisi F.L. Klintberg ile İsveçli ve Osmanlı teknik adamları ödüllendirildi.

Zaman zaman tamir edilen 3 No’lu kuru havuz, gemi boyutlarının 19. yüzyılda da giderek büyümesi sonucunda, daha büyük boyutta kuru havuzlara ihtiyaç duyulmaya başlanmasıyla, Vasil Kalfa tarafından 1874-1876 yılları arasında karaya doğru uzatıldı.



19. Yüzyılda İnşa Edilenb 2 No'lu Kuru Havuz (1821-1825)

XIX. yüzyılda gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda; 3 No’lu kuru havuzun yapımının da örnek olmasıyla, Haliç Tersanesi’nde 2 No’lu ve 1 No’lu kuru havuzların inşası gerçekleştirildi. 2 No’lu ve 1 No’lu kuru havuzlar, 3 No’lu kuru havuzun inşaatnda çalışan kişilerce ve bu havuzun inşaat defterlerinden de yararlanılarak inşa edildi.

2 No’lu kuru havuz inşaatına, Başmühendis Ali Bey ve ilk kuru havuz inşaatında da çalışmış bilgili bir kişi olan Manol Kalfa 1821 yılında başladı. 1822 yılında, Ali Bey’in yerine, inşaatın başına Mühendishane (İ.T.Ü.) 3. Halifesi Abdülhalim Efendi atandı. 2 No’lu kuru havuz inşaatı da, deniz kıyısına ahşap palplanş çakılması ve suyun sürekli boşaltılmasıyla oluşturulan kuru inşaat çukurunda, 1825 yılında tamamlandı. Abdülhalim Efendi tarafından kuru havuzun ölçekli bir maketi de hazırlandı.

19. Yüzyılda İnşa Edilen 1 No'lu Kuru Havuz (1857-1870):

1861-1869 yılları arasında ara verilen ve 1870 yılında bitirilen 1 No’lu kuru havuzun yapımında da 3 No’lu ve 2 No’lu havuzların inşasında uygulanan teknik gerçekleştirildi.

Tersanedeki mezar taşında şu ibare yer alıyor:

“Ben de bir zamanlar Süleyman idim,
Rüzgârlara karşı hükümran idim,
Sanma ki Sultan Süleyman idim,
Tersanede çalışan körükçü Süleyman idim!”




Haliç Tersanesi'nin Bugünü

Haliç Tersanesi bugün, üç adet kuru havuz, iki adet kızak ve muhtelif atölye ve tarihi mekânları kapsayan 70 dönümlük bir alanda yer alıyor. İstanbul’ un merkezinde konumlanmış, uzak ve yakın deniz tarihimizi ve denizciliğimizin en yakın tarihi niteliğindeki Haliç Tersanesi, Şehir Hatları AŞ.’nin yönetim merkezine de ev sahipliği yapıyor.

Haliç Tersanesi bugün, İstanbul’ un vapurlarının bakım-tutumlarının yanı sıra özel ve kamu sektörüne de hizmet veriyor. Şu an faal durumda olan birçok Şehir Hatları vapuru, Haliç Tersanesi’nde inşa edildi. Yaşayan tarih olarak işlevini en iyi şekilde sürdürmekte.